Pazartesi, Ağustos 18, 2014

kırıntısı yeter



Her canlı bir kere aşkı yaşar herhalde. En azından bir kere…

Ben genç kızlığımda yaşadım mesela bir tane…Sarılırken titrerdik birbirimize.Her günümüz beraber geçerdi de; birlikte olamadığımız saatlerde birbirimize mektup yazardık.O derece yoğun, o derece delilik ve tutkunluk arası bir hallerdi yaşadığımız.'Aşık oldum işte' dediğim anı da hatırlıyorum! Gerçekten!
Gece yarıları bitmek tükenmek bilmeyen saatler süren uzun telefon konuşmalarımız olurdu hani sevgililerimizle…O zamanlar cep telefonları yeni çıkmıştı, ev telefonlarından konuşmak hala daha popülerdi.Ev telefonun telsiz değilse, çok zordu işin, o gece konuşmalarında. Kablosu uzun bir telefonun olması en sağlıklısıydı yatağın içine annen,babandan gizli o ahizeyi sokabilmek için!
İşte o uzun gece yarısı ne konuşabildiğimizi hatırlamadığım telefon seanslarından birinde, daha ilk zamanlarıydı ilişkimizin, gece saat kaç bilmiyorum ama bana bir şey oldu.Böyle içim ürperdi, kalbim sarsıldı telefonun ucundaki o çok sevdiğim , bana birşeyler söylerken.Dedim 'bana birşey oldu', böyle bir sessizlik…'İçime bir şey düştü' dedim. O da; 'ben de hisettim bana da oldu' deyince, tamam dedim aşk işte bu! Biz aşka düştük!
Saatler boyu süren telefon konuşması sırasında uykusuzluktan içimiz geçmiş de olabilirdi belki o düşme hali! Ama biz düştük aşka, o gün veya daha sonra…Ve sonra çok aşıklık halimiz böyle 2 sene kadar sürdü o aşkta…Kimseyi gözün görmez, çok mutlusundur sadece iki başına…Aslında iki değil, tek bir kalp olur o iki kalp beraber.Öyle acaip şahane bir kafa. Arada böyle kıskançlıklar,kavgalar, ama sonu hep sevgi,hep sarılma,hep mutluluk…
Ben işte o zaman; çok mutlu,karşılıklı aşkı yaşadım. Sonra bir gün bende bitti o aşk, ya da aşık olmak hali. Ben de gittim.
Ama gittikten sonra da aslında hep dönmek istedim o şahane aşk hissine. Bir daha da kimse ne beni onun gibi sevdi, ne bana o yoğun duyguları hisettirdi.O aşktan sonra zaten öyle sayısı çok fazla da ilişkim olmadı, uzun sürerdi benim sevgililiklerim çünkü…Sonra çok sevdiğim bir  adam oldu, iyi bir insandı, beni de çok sevdi, tam da beni dengeleyecek bir karakterdi.Yani ben çılgın, o sakin…Ben gezgin, o dingin…Dedim tamam arkadaşlarımın çoğu da evleniyor o dönem…Evleniverdik gitti!

Mantık ve sevgi içinde oldu evliliğim evet.Ama ben bu kadar duygu insanıyken ne mantık yetecekti, ne de sevgi….Eğer duygularınız davranışlarınıza mantığınızdan daha çok hakimse hayatta, evlilik için tek gereken; aşk olmalı dostum!
Çünkü evlilik öyle şahane bir şey değil, tüketiyorsun,tükeniyor o kurum da bir yerde…Aşk varsa inan ne kadar tükenirse tükensin, mutlaka kırıntıları kalıyor.Ve bence, o kırıntı bile hayat boyu bir ilişki sürdürmene yetebiliyor.

Benim evliliğim de bitti ya aslında bitmezdi. Bitti, aşk zaten yoktu, sevgimiz de didikleye didikleye hallaç pamuğu gibi olmuştu.Dila ile beraber mutlu bir aileydik aslında.Ama bir takım dış etkenler, bazı zorunluluklar bizi öyle bir noktaya getirdi ki dedim kısmet bu demek artık zorlamayalım.İkimiz de karı koca iyi insanlarız.Kime sorsan bizi , cami yaptırmadık ama bence derler yani 'ooo çok şahane insanlar , çok iyiler, çok şekerler' diye. Öyle valla;  kalbimizde kötülük yoktur bizim, hatta saflık ,aptallık derecesinde iyiliklerimiz var bizim.
Ama işte karı ve koca olarak olmadık biz birbirimize. İyi gelmedik. Yani şu yanlıştı aslında, ben çok enerjiğim, o sakin, yok zıt kutup..Bunlar olmaz, tamam mı bak daha evlenmemiş arkadaşım!  Evlilikte; hadi aşık olmadın, sevdin çok, mantık da kuruyosun madem, peki ama o zaman aynı şeylerden zevk aldığın birini bul  bak öyle çok nasihat etmem, tek edebileceğim tavsiye de budur sana, söyleyeyim.

Biz birbirine iyilik,saflık dışında hiç benzemez iki insan, eninde sonunda olmadık, olamadık.
Ama mutlaka bir sebebi var olamamızın.Yanlış yaptık belki ama ortaya çok doğru bir şey çıkardık.Doğru olarak kalması da şu an tek ortak amacımız belki de. Dila, bu süreçte  bence bizden daha iyi idare eden bir tavır sergilemekte. Zor ama üstesinden gelinecek bir hal bu boşanma, çocuk için de anası, babası için de. Tek düşündüğün en nihayetinde çocuğun olursa, orta yolu bulabiliyorsun sanki.Bunu tecrübe ettikçe göreceğiz elbet.

Dedim ya, mutlaka bir sebebi var olmamamızın.Yoksa ben, asla, hele de çocuk sahibi olduktan sonra dul bir anne rolüne gireceğimi düşünmezdim hayatta.
İnsanın başına düşünmediği herşey de geliyormuş, bunlarla büyüyormuş işte demek insan. Olmadık biz çünkü iyi insanlardık, olmadık ki gerçekten olacak olanlar hayatımıza girsin ve gökten elmalar düşsün,kızım için, benim için, iyi insan, eski eş,her daim akrabamız, kuzunun babası için ve hayatımıza girip bizi mutlu edecek ve mutlu olacak diğerleri için…

Devam edecek….:)

Perşembe, Şubat 27, 2014

SIRRI FOBİK

Ben sır tutamıyorum arkadaşım.Baştan söyliim.Bence sır diye bişi de yok zaten.Sır en fazla kendi içinde tuttuğun duygular,bilgiler,düşüncelerdir.Sen bunu gidip bir başka ağzı olan dili olan beyni olan birine söylediğinde, o sır olayı bitmiştir.O ağzı olan dili olan beyni olan bi gün bi anda o bilgiyi veya adı her neyse 'sırrını' direk başka bir ağızlı, dilli, kişiye iyi niyetli veya yanlışlıkla veya gayet kötü amaçlı olarak söyleyebilir...İnsan çünkü, her an o senin sır zannetiğin duygu,düşünce,bilgi paylaşılmaya hazır bir tehdit unsurudur artık!
Dolayısıyla birinin bilmesini istemediğin neyse o şey, söylemiceksin kimseciklere, içinde tutacaksın...he dayanamadın içini yedi o bilgi ya da his, söyledin birine...o zaman unutacaksın artık, o senin özelin artık genele girmiştir anacım!
Yani ben zaten sır diye bişi taşımıyorum hayatımda, taşımak da istemem, inşallah öyle durumlar yaşamam...ama bana gelip de aman bunu ona söyleme, aman bunu buna deme...diyip bilgi veriyosunuz ya...vermeyin.ben unuturum.unutuyorum! hatta tembihlenince daha çok söyleyesim geliyo içten içe sanki..
böyle kırdığım potlar ,sonra da o potları kurtarıcam diye çektiğim eziyetler, o sır bile olmaya utanan aslında gayet basit bilgi kirliliklerinin bende yaşattığı stresler var ya ne film olur bi bilsen!

Sır yok bu hayatta haberin olsun.
Bende sır yok en azından.
Sende varsa bana gelme.deme bana.
açık ol, ciğerimi ye!
benden de bişi saklamamı bekleme.
iyi günler.

Perşembe, Aralık 12, 2013

yüzünü dökme



Kolay ağlarım aslında.Küçükken Kemal Sunal'ın filmlerine ağlardım ben.Üzülürdüm Kemal Sunal bi salaklık yapınca,filmde konu gereği üzülünce; ağlardım hemen...Salak derecesinde saflık taa o zamanlardan!
O kadar kolay ağlarken o bebe çağımda, sonra da yaşadığım her duygu dolu anda hemen yaşlar süzülüverdi benim hep...
Fakat şimdi farkettim ki, yıllar geçtikçe, üzüldüğümde değil sinirlendiğimde de daha çok ağlar olmuşum...Haksızlık mı oluyor, ben gereken cevabı veremiyor muyum, o cevabı vermeye çalışırken bile gözlerimden akar oldu yaşlar...Çok kötü bi huy; olmaması gereken...Çünkü bu kadar ağlak bi ruh halinde ben,  bi de güçsüz insan sevmem!Tezatlardan tezat beğen zaten benim karakterimde.

Bu gece de; uzun zaman sonra beni hönkürte hönkürte ağlatacak şarkıyı bulmanın sarhoşluğundayım, evet.
Son derece ağlak ben, uzun zamandır şöyle doya doya haykırarak ağlayamıyordum...Hep içime aktı gözyaşlarım son günlerde.Hep güçlü durdum ben son yaşadıklarımda. Ne biçim bişi oldum böyle ; ana olunca! Anayım ben ana :) Ama işte bunlar hep annelik! Anne olunca oldum böyle, iyice sağlam durma derdinde bi tipleme...
Mayıstan beri çok güçlü duruyorum.Büyük bir şokla aniden gelişen hastalıklar serisinde, babamı hiç hasta görmemem, annemi hiç anlayamamam, hep de bir telaş, hayatı hızla yaşamaya çalışmam, güçlü durma derdimden.Babam hep iyi olacak benim.Hasta hiç değil. Geçecek.Babam hasta değil o kadar.Erkekler hastalıkta hep zayıftır ya ondan o bütün halleri.Naz bazen bunlar .Geçecek.Babam zayıfladı ama yine geri gelecek kiloları.Hepsi olmasa da alır bazısını geri.Yemek de yiyor, annem çok iyi bakıyor.O kadar çok iyi bakıyor ki bana hep kızıyor.Beni hiç içine almıyor o hastalığın annem.Hastalık dışındayım ben. Müdahele hakkım yok.Konuşma hakkım hiç yok. Bi tek annem çok yoruluyor.Üzülüyor.Evet çok yoruluyor.Ama beni hep dışarıda tutuyor.Ben de girmiyorum o hastalık kapısından içeri.Düzelecek babam.Geçecek.Ne bekliyorduk ki. Bu bir süreç.Tedavi olacak, geçecek.Gittikçe değişiyor yaşam kalitesi , düşüyor...Hayır geçecek.Bu bir süreç.Hep olumlu bakıyorum ben.Babam iyileşecek.Üzülenlere kızıyorum.Anneme kızıyorum.O hep yanında babamın.Ben değilim.Ben işteyim, ben Dila'nın yanındayım,ben çarşıdayım,ben arkadaşlarımlayım.Ben belirli saatler yanlarındayım.Babam istiyor, benimle konuşmak istiyor,iş konuşuyoruz.O zaman çok iyi oluyor babam.Ofise geliyor bazen; son zamanlarda her geldiğinde daha yavaş yürüyor.Kızıyorum babama.Naz yapıyor diyorum.Solunum aleti portatif,hep yanımızda.Hep yanında.Bazen onsuz da duruyor, o zaman işte kendimle gurur duyuyorum.Biliyodum! Biliyorum çünkü babam iyi olacak.İşte düzeliyor.Annem boşuna kızıyor bana; boşuna şaşırıyor bu kadar sakin kalmama.İyileşecek babam , biliyorum.İş konuşuyoruz babamla, iyi ki açtım bu ofisi ben.İyi ki açtık bu işi baba.Daha bir sürü fikrin var, o yüzden o oksijen aletini çıkartacaksın baba!Buna ihtiyacım var benim.Benim sana ihtiyacım var.İyi olacaksın.iyi olacaksın.Toparlanacaksın!

Hep konuşuyorum son günlerde ben.Gerekli gereksiz çok konuşuyorum bu ara.Hep birşeylerden birşeylere geçiyorum.Aynı anda ofiste yılbaşı hediye paketleri yaparken, mayıs ayında fransaya mı gitsek diye thy ile görüşüyorum.O sırada yeni bilmediğim şarkılar var, onları dinliyorum,yeni kitaplar var okumadığım , yeni yazarlar, yeni olaylar, onları bulmaya, anlamaya çalışıyorum.Dila'nın okul arkadaşlarının anneleri ile mesajlaşıyorum.Yeni insanlar; onları tanıyorum.Sonra Begüm'e kurabiye tarifi lazım o sırada onu da halletmem gerek, akşama Begüm'e gitme planı yapıyorum.Ödemeler var şirketin, bankaya giriyorum ,internet bankacılığı ile hemen bitiveriyor işler...Sonra Aslı ile kahve içiyorum , bu ara en çok o iyi geliyor bana.Ben de ona iyi geliyorumdur herhalde diye içimden geçiriyorum.
Hep konuşuyorum bu ara.
Eskiden de konuşurdum.Bu kadar çok telaşta değildim sanki ama.
Şu an sadece içimi dinlememek için konuşuyorum.Bi durup düşünmeyeyim diye.Bi sessizlik olur da düşüncelere dalarım diye.Dalarsam, çıkamam derine çöker,boğulurum diye.
Hep telaşla koşturuyor ve konuşuyorum.

Bu akşam; on küsür gün sonra hastaneden çıkıp evde ilk gününü geçiren babama gidince, annem yine bütün gün içinde yaptığımız telefon konuşmalarında bana hep kızınca, babamı evde öyle halsiz,sessiz,umutsuz,mutsuz görünce, anneme 'doktor ne diyor,niye bu ağrılar,hangi doktora sorsak 'diye bi ümit sorduğumda , yine bana kızınca; koşarak dışarı attım kendimi.
İlk defa korktum bugün.
Çok üzülmekten korktum bugün.
İlk defa ümitsizliğe düşmek üzere hissettim bugün.
Koştum, eve;  koştum dışarıya.Kar yağdı üzerime, soğudu biraz korkularım.

Ve uzun zaman sonra, hiç aklımda bile yokken aldığım cd 'deki şarkının sözleri, söyleyen Sezen'in sesi ve tüm bunların içime işlemesi ...ağlıyorum ben bugün.Doya doya hem ağlıyor, hem de aklıma geleni yazıyorum bugün...
Geçecek.Bekliyorum.
Babaların küçük kızları babalarını hasta görmezlerse babalar iyileşir,inanıyorum...

Cuma, Kasım 22, 2013

İzolasyondan çekomastiğe

20li yaşlarda başladığım bu blogda, gayet izole hayatımda yazmış durmuşum.Yani başıma gelmiş bişiler  ve onları anlatmışım eskiden.Koca yeni o zaman, çok taze herşey,heyecan dorukta.Tek derdim evi nasıl süslesem, kiminle nereye gitsem,haftasonu nerde yesek ne giysem...Böyle nefis bi hayat...Yok çok da kopuk değildim, halkını seven, kimin ne derdi var bilen, gayet bilinçli ,iş hayatından evlenip çıkmış kokoşluğu seven hayat dolu bir tiptim..Yani maaşlı çalışmayı da yaşamışım ama hani ekonomik zorluklar boynumu bükmemiş, evine ekmek götürme derdini acı bir şekilde tecrübe etmemişim Allaha şükür.Ama ne biliim, böyle olan herkese gönlüm açık, yardıma sonsuz niyetli, kendi halinde son derece saf da bir tiptim ben bu blogu ilk yazarken.
O zamanlar;  herkesin evlenip mutlu olacağına inanır, aldatmanın, kötü kadınların, bilerek isteyerek kötülük yapan insanların da filmlerde olduğunu sanırdım.Düşün bak yaşım 26-27 o zamanlar! O yaşta bendeki saflığa salaklığa bak!
Hoş saflığım yıllar içinde biraz azalma gösterse de, tam da çıkmadı içimden.Bazen bakıyorum da yaptığım hatalara, kızıyorum kendimdeki bu sonsuz insan sevgisine! Herkes iyi, herkes güzel olamaz ki...Ama iyi düşününce başına çok da kötü şeyler olmuyor, bunu biliyorum.Kalbin temiz olduğunda, mutlaka koruyor seni yaptığın ve düşündüğün güzellikler. Arada seni silkelemek için ortaya çıkan insan ve olaylar olsa da, mutluluk çok uzak olmuyor güzel yüreklerden.

Ne diyodum...işte böyle izole, sevgi dolu harika mutlu yıllar geçirirken biz sabah şekeri tadında; yıllar geçip, bir takım değişiklikler başlayınca hayatımızda, şekerin yoğunluğu azalmaya, buruk tatlar kalmaya başladı ağzımızda..Her yaşadığın acı,sıkıntı,şok eden bir sürü olay...Tüm bunları paylaştığın zaman kolay oluyor kaldırması. Paylaşmayı unuttukça, uzaklaştıkça paylaşman gerekenlerden zamanla, bir kopuş başlıyor hayatında.

Anlatacak bir dolu hikaye ve ders alacağım uzuuuuun bir bitiriş yaşadım ben.Hayatımdan, saçımın içine eden kuaförümü bile zor çıkaracak kadar becerksizim ben bitirişlerde.Tek çocukluk konusunda yazmıştım bi yazıda,yıllar önce belki...Tek çocuklar biraz da yalnız kalmak istemediklerinden daha da sarılır etrafındaki insanlara...Herkes daha da kıymetli olur yanında...İşte ben o karaktere sahipken, bayaa bitirişlere giriştim son dönemde.

Sonra kafamı toz pembe dünyamı yaşadığım delikten dışarı bir çıkarayım dedim. Ağırlığı hala üzerimde o gördüklerimin.Gideceğim yolun zorluğu da korkutmuyor değil.
Biz evlenip çocuk büyütüp yılları bir bir yolcularken maziye, dışarda epey haşin bir dünya bırakmışız.
Teknolojinin gittiği noktada insanların her türlü bakış açısı,yaşamı maneviyatı dahi değişmiş,daha bir yozlaşmış herşey.

Ben bloğu yazarken sosyalleşme araçları hala icq ve mirc falandı.Sonra bir anda facebook ortaya çıktı,derken twitter ve bir dolu devamı...O zaman da anlayamadım aslında bu kadar fazla sosyalleşmeyi, bu kadar alenen herkesin herkese iletişivermesini...

Sanatçı denen tipin bir ağırlığı vardı eskiden biz küçükken..Şimdi 'noooldu yavruumm şiştt kocan nerdee'  ya da 'o etek seni şişman yapmış be canııım' gibi korkunç dialoglara muhattap olan gayet ünlü,sanatında ya da ne iş yapıyorsa onda başarılı insanlar ...Şaşırmam bitmeyecek bu konuda...Halkınla kaynaşmak güzel de, bu denlisi nereye götürecek bilemem bizi...
Tabii ki süper yönleri var olmaz mı, harika bir tarihi dönem geçirdik sayesinde o sosyal medya araçlarının...Muazzam bir birlikteliğe sahne oldu, Gezi Direnişinde , medyamız tamamen satılmışken...

Ama ne biliim; biraz ipin ucu kaçmış durumda bence...
Duygusal açıdan en azından.
Kadın erkek ilişkileri için ya da...

Evet eskiden de  İcq dan kız kaldırmak(!) , ya da yeni heyecanlar bulmak durumları vardı.Fakat yıllar çok acımasız olmuş iyice bu teknolojik dünyada..Artık kimsede sabır kalmamış, herşey çok hızlı tüketilir olmuş.

Ben gördüm ki ; hele de yalnız olduğunu öğrenince karşı taraf, iletişimin bu denli basite indirgendiği zamanda, senin merhaba demen ile karşılıklı bir şeyler içebilmen arasında bırak günü, saati, dakikalar bile uzun kalır olmuş!!!

Son bir anımı anlatarak bu gittikçe uzayan konuyu bugünlük kapatayım ben canım günlük...

Ben böyle izole hayatımı hala devam ettirmeye çalışırken, ama bitirişlerimi de yapmışken..Facebookta her gün gelen arkadaşlık isteklerinde tanımadıklarımı,iş yaptığım insanları,ya da sokakta görürsem merhaba demeyeceğim kimseyi listeme eklememe halindeyken; bir adamın teki beni listesine eklemek istemiş...Baktım adam dişçi, ortak arkadaşımız da benim canım eski dişçim...Böyle belki 10 dakika baktım ki acaba daha önce tanıştık mıı, acaba 20 yaş dişimi çeken doktor muydu falan ama ne alaka da diyorumm...Sonra baktım fotoğraflarda adamcağız evli barklı,hanımı manımı...Tanımıyorum da...kapattım gittim isteğini,adamı da kendi facebook hayatına uğurladım böylece...
Neyse sonra aradan biraz zaman geçti, geçenlerde , epeyyy büyüük bir veli organizasyonundayız (bir de böyle birşeyler var artık hayatımda ,analar,danalar buluşmalar,veli olma halleri,manyak,sorumlu bir sürü anne tiplemeleri, onları da anlatıcazz elbet.) Neyse güzel bir kafede akşam saati buluştuk biz analar grubu, öğretmenler günü için hediye konuşulacak...Tam oturduk, hemen arkamızdan bir adamla kadın geldi karşı masamıza...Ben adamı nasıl tanıyorum iyi, ama anında hatırladım!! Bu bizim dişçi abi! Beni listeye eklemek isteyen! Yanındaki kadına baktım hemen , o kadar iyi hatırlıyorum ki çünkü olay daha yeni, hanımını da hatırlıyorum fotolardan..Yokkk..yanındaki abla, maalesef hanımı diil...Adam tam karşımda, gözgöze geldik, ben kafamı çevirdim, o da tabii...Eminin hatırlamadı beni...listesine girmedim ben kendisinin çünkü! Ama karşıdaki abla listeden belli! Ekli!!!

O zaman dedim ki wellcome to real world beybi!!!...Temiz kalmak bu dünyada; epey meşakkatli!

Kristalin gerçek dünyayla imtihanı diyebiliriz belki bundan sonrasına...hoşgeliyorum,bekleyin beni anacımm!


Çarşamba, Kasım 20, 2013

Sonrası Tufan...



Tamam şimdi başlıyorum.Deniyorum en azından.Hayatım gerçekten yeniden başlıyor şu an.
Bir Kristalin hayalleriydi eskiden.Sonra anne Kristalin kaybettiği hayalleri oldu. İşte şimdi yine hazırım.
'Yalnız anne' Kristal olarak...
Yine hayallerim var ve içimde de hala aynı enerjim..Gerçekten var o enerji; hala o eski, kendi kendini şarj edebilen halim. Allaha şükür var!
Başıma neler gelecek bilmiyorum bu yeni çıktığım yolda.Ama şimdi yolumu sürdürürken, daha da güzel bir yolu olsun diye uğraşacağım bir de çok harika insan yavrusu var yanımda.
Zor olabilir, bazen üzücü olabilir, şaşırtıcı olacağı kesin bir çok yaşayacağımın.Çünkü böyle, ben enteresanlıkların,komikliklerin ve bir dolu acaip rastlaşmaların içinde olmalıyım. Son iki yılda çocuk ruhumun son derece terbiye olduğu bir dönemi de yaşasam, sabırsız hallerim gayet hayat tarafından törpülense de; hala telaşlı, hala heyecanlı, hala içi içine sığmama durumundan halliceyim.
Enerjimle dünyayı delerim! İnan delerim...
Ruhumun bir yerlerinde bir kara delik oldu bu zaman içinde ama olsun.Tamiri mümkün;boşluğu doldurabilme ihtimali hep mevcut.
Yeter ki üzerimdeki o ölü toprağını atayım bir ben...Ben yine eski bana yakın şekle dönerim!
Sonrası da tufan!

foto: Bu Kristal kişisinin hayatında olan bitenlerle ilgili Aydınlanma dönemine girdiği turdan; Hasankeyf hatırası!

Cumartesi, Mart 16, 2013

Başkasının Çocuğu!

Gözümü açıyorum,kapıyorum..Bir bakmışsın yaz,sonra bir daha açıyorum, kış...Arada en harika mevsim olan baharları yaşıyorum, doya doya.Bence mevsim hep bahar olmalı...Ne çok sıcak,insanı yaşamaktan bezdiren, ne de çok soğuk,içini çektiren...
İşte bu mevsimler geliyor,geçiyor...Benim yaş alıyor başını gidiyor,be farkında olmadan...

Daha dün 18'dim...Sene 95-96, hayatımın ennn ama en mutlu dönemleri...Şimdi o sene doğan bebeler oldu 18...Benim ruhum biraz yara aldı ama hala kendini o bebelerle bir sanıyor çoğu zaman!
Sonra bir bakıyorsun aynaya...Ruhumla biraz çelişkiye düşen bir görüntü yansıyor! Zayıflama derdim de sırf bu yüzden...İçimdeki 18lik kız, bu kiloda değil , dışım başka içim başka olmuş benim!
Korkuyorum da ama istediğim kilolara insem ,eski halime dönsem çok acaip işler peşine düşer miyim diye de hani...18 ken insan acaip şeyler yapar, tecrübesizdir, cahildir, çok pek çok hevesli ve macerapersttir...Yani ben pek macera derdindeydim o zamanlar...Ama şimdi tekrar dönsem eski bene, aynı maceralara düşer miyim...

Macera deyince korkar oldum aslında...Dila'nın doğumuyla, ödlek de bişi oldum bazen...Hiç korkmadığım aklıma bile gelmeyen değişik şeylerde paranoyam olduğunu farkettim...Bir de Dila doğunca, aslında fena halde kontrol manyağı olduğumu öğrendim...Macera peşini bırak, 1 saat sonra o yeni doğmuş bebemin ne yapacağını bilememek ,ona nasıl davranacağımı kestirememek, o tecrübesizlik, o bilememezlikti beni doğum sonrası bunalıma sokan...

Sonra işte yıllar yıllar geçti, o doğum sonrası bunalımının yerini her mevsim başka bir bunalımsılar aldı...Ben yine kendi kendimi tedavi etmeye uğraşarak, her sabah doğan güzel güneşe yine bakıp kendimi şarj ederek geçirdim her dönemi...
Şimdi de yeni bir dönem geçiyor...

Otuz beş sonrası insan epey bir eriyor,ermiş oluyor...Kimin neyi neden dediğini artık eskisinden daha iyi anlıyor...Kimin neyi ne amaçla yaptığının farkında oluyor...Kendinin de farkında oluyor...Bu bazen iyi, bazen de ağır oluyor!

Böyle kendimi 20lik kızlara öğüt verirken buluyorum bu ara...İnanamıyorum halime...İstiyorum ki onlar faydalansın benim tecrübelerimden, yaptığım hatalardan veya başıma gelen güzel deneyimlerden...
Ama saçma aslında biliyorum...Ben dinledim mi ki kimseyi o yaşta, onlar da beni dinlesin, heh taamam o zaman ben böyle yapmiim de senin yolundan gidiyim desin...Tabii ki o da yaşayacak, görecek, kendi tecrübeleriyle, gözyaşları ya da sevinçleriyle öğrenecek...Ki ileride tam da otuzbeşte belki ayacak...anlayacak yol ayrımlarını...Onu öyle yapmasaydı neler olacağının hesaplaşmalarını!

İşte böyle otuzbeşlik teyze modunda epey de anne olmuş halimle, 6 yaşını dolduracak bir çok bilmişle tecrübelerime tecrübe ekliyorum iyice...

Dün bana , ona kızarsam evi terkedeceğini söyledi...Başkasının çocuğu olurmuş...Begümlere gidermiş,yan apartmana yani...Berru-Begümün kızı- ona,' sana yolumuz hep açık ' demiş! Aynen bu cümleleri kurdu! Beni seviyormuş, çok iyi bir anneymişim ama kızarsam gidermiş...Bu kadar kolay:)

Çok erken değil mi güzel kızım...Evi terketmek için çok erken bir yaş değil mi 6?
Ama zaten sen değil miydin, daha sen 4-5 yaşındayken, bu evin kuralarrına en az 18'e kadar uymak zorundasın dediğimde , hayır 10  diye limitini koyan!

Korkuyorum gerçekten, sizin dönemin gençliğini korku ve merakla bekliyorum...Bu pek erken ergen hallerin devamını ilerleyen yaşları merak ediyorum!

Mutlu olman tek dileğim ...Ama sizi doyumsuzluğa iten bu yaşam şekillerimizle mutluluk ne kadar kolay ne kadar zor, gerçekten bilemiyorum!

Pazartesi, Şubat 25, 2013

Bir kristalin rüyası! Part 2!

2011'e çağrı yapmışım en son! Duymuş mu ki aceba 2011? Duysun duymasın, sene olmuş 2013...Allaha şükür 2 dolu yıl daha yaşamışım.2 koca ve epey değişikliklerle dolu yıl...İkinci yarıya geçtim canım cicim bi tanecik blogum.Sana uğramayalı,senden uzaklaşalı çok uzun zaman oldu.O arada neredeyse bloglarda devrim oldu.Bırak benim hayatımdaki değişiklikleri, tüm dünya değişti...

 Eskiden biz bloggerlar diye başlayan bir post bile yazacak eskiliğe sahibim aslında blog dünyasında...2005 in sonunda başlayan ve 2011 e kadar ite kaka devam eden bir mazim var...Ama en güzeli bu blog maceram sonucu edindiğim güzel arkadaşlıklarım.Hala var hem de!Blogum sessiz kaldı ama arkadaşlıklarımız daha da keyifli devam ediyor...
Bizim zamanımızda herkes samimiydi,herkes içten kendinden anlatırdı.O yüzden herkes birbirine yakın blogları bulur,hatta sonra neredeyse ailecek görüşürdü! Sonra bir şey oldu. Bloglar pek bilinir oldu.Bloggerların yarısı moda yazarı,diğer yarısı anne baba çocuk olayında uzman aile yazarları oldu.Bazı gençten olanlarının maceraları o kadar çok tuttu ki kitap oldu.İşte bence o arada bloglar tüm samimiyetinden oldu. Ben zaten yazmayı bırakmıştım, blogların popülerliği ile geldiği noktada okumayı da bıraktım bir süre sonra.Okuduğum 1 ya da 2 blog kaldı.Biri zaten Ayça cımm...diğeri yok galiba:) Yani diyeceğim o ki...İşin içine reklam,maddi kazanımlar girme veya girebilme ihtimali olunca, işin tüm doğallığı bitti.

Ama ben...uzun zamandır, içimdeki bana iyi gelen yazma işini ihmal ettiğim için içten içe üzüldüğüm için..Ne kadar kalır bu sayfalarda daha bilemem ama tarihe not düşmek adına..tekrar yazmaya karar verdim sanki.. Eski yazılarıma,eski bana bi bakınca...Ne kadar çok değişmişim ve ne kadar çok aynıyım diyebilmek için...Yazayım da rahatliim dedim.

 Neler değişti Kristıl'ın hayatında...Dila'nın büyümesi ışık hızına geçti...5,5 yaşında hatta Haziran'da 6yı dolduracak merhameti üst noktada, hassaslığı yürek tüketen kıvamda,esprileri yere yatıracak komiklikte, inadı iç bayan, bazen son derece uyuz olabilen çok tatlı bi kuzuya sahip olmak ve onunla neredeyse 6 koca yıl geçirmek...Ve o 6 yılda başımızdan geçenleri not düşmemiş olmak da beni buraya getirdi yine.Oturup el yazısı ile bişeyler yazamadığımı neyse ki idrak ettim! kaç defter aldım, yazarım anılarımzı diye..Yok olmadı...

 Sonra; bu bloga ilk yazmaya başladığımda içinde bulunduğum taze evli heyecanlı eş halleri zaman aşımına uğradı.İlişkilerin yıpranma paylarını tecrübe etti bu kristal hanım.Etrafındaki ilişkilerin de gidişatlarına şahit olup, hayattaki tercihlerinle ilgili derin fikirlere sahip olabildi bu geçen zamanda. 34 yılın sonundan kendisi ile yüzleşti bu yürek...Çok acayip oldu.
Kendisi hakkında kendisinin bilmediği,kendisine itiraf etmediği gerçekleri gördü geçen zamanda.Ailesini,annesi,babası ve geçmişini epey sorguladı.

Sonra tüm bunlar yetmezmiş gibi, köklü değişiklikler başladı tam da 35i devirmeye yakın olduğu zamanlarda... Bir zamanların hevesli ve süpersonik kariyer insanı,sonraların ev düzenlemeyle kafayı bozmuş asla tam olarak giremediği ev kadını moduyla çaresiz olmamaya çalışan ev insanı Kristal hanım...
35 Yaşını yeniden, ve gayet girişimci bir iş kadını olarak doldurdu! Yani hayat...İkinci yarısına beni epey zorlayarak soktu!

Her gün daha da büyüdüğüm, her gün daha da olan olaylara şaşırmadığım, ama kendime şaşıp kaldığım...Hayatımın yeni yarısı. İçimde hala 15lik eski benin heyecanları, yüzümde artık gözükmeye başlayan çizgiler, bir türlü üzerimden atamadığım ve yapışmaya yüz tutan bir sürü fazla kilo, ama hala ve hep canlı tutmaya çalıştığım neşem...

Bu kristalin rüyalarının 1.bölümü zaten fazlasıyla bitmişti!

O zaman gelelim bölüm 2ye!Biraz daha gerçek, biraz daha çetin hallere!